Konuyu Değerlendir
  • 0 Oy - 0 Ortalama
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Aşk Muhabbet Teslimiyet
#1
[Resim: 145306330940321.png]

AŞK MUHABBET TESLİMİYET

Seydayı Taği (k.s.a) ehli muhabbetti. Muhabbeti çok seviyordu. Çünkü muhabbeti Gavs Hizan (k.s.a.)’a gittiği zaman yakalamıştı. Kendisi Kadiri şeyhiydi, kendi müritleride vardı. Gavs’a (k.s.a) teslim olmadan önce köyleri yakındı, fazla uzak değildi. Seydayı Taği teslim olmadan önce Gavs’dan (k.s.a) bazen çok nefret ediyordu. Hatta bazı rivayetler var ki, birkaç kişiyle, yöredeki insanlarla Gavs’ın ölümüne dahi teşebbüs etmişler. Bir gün, Gavs’ın (k.s.a) bir sofisi oradan geçerken; Seydayı Taği sofiye diyor ki: “nereden geliyorsun ? ”
Sofi diyor ki Kolat’tan geliyorum. ( O zaman Gavs Kolat’taydı.)
Diyor “orada sofiler ne yapıyor , ne var orada? ” (İstihza şeklinde)
Diyor orada Gavs (k.s.a) var.
Seydayı Taği diyor “nasıl Gavsdır yani ? ”
Sofi de diyor ki, “Siz daha Gavs’ın (k.s.a) nispetini, büyüklüğünü görmediniz.”

Sofi yoluna devam ediyor. Seyda Taği (k.s.a) diyor : “ Beni bir hararet bastı. Sofinin demesiyle bana tepeden tırnağa bir titreme geldi. Baktım ki o günden sonra bu muhabbet daha fazla artmaya başladı. Ertesi gün baktım ki artık dayanacak halim kalmadı. Doğru sofiye gittim o Gavsı Hizanın (k.s.a) sofisinin, sabah erkenden evinin kapısını çaldım.“Sofi kalk” dedim, “Gavs’a gidiyoruz.”

Başüstüne demiş, elbisesinin giyinmiş yola düşmüşler . Kolatla Taği’nin arasında bir nehir var . Seyda diyor : “O nehri geçtikten sonra Gavs’ın (k.s.a) nispetinin kokusu gelmeye başladı. Hallerim değişmeye başladı. Aşk başladı. Gavs’a geldim, ziyaret ettim. Yanıyorum. İki üç gün kaldım eve döndüm. Baktım ki Gavs’sız idare edecek halim yok. Direk eski şeyhim Şeyh Abdulbari’ye gittim. Ziyaret ettim. “Kurban bende Gavs’ın aşkı başladı dayanamıyorum, gücüm kalmadı. Eve gidiyorum dayanamıyorum .Yolda gidiyorum dayanamıyorum. Gavs’a aşık oldum.” Şeyh Abdulbari diyor : “Molla Abdurrahman, sen benden gitme diyeceğimi mi bekliyorsun. Madem ki Gavs’a aşıksın, yoluna devam et, Allah mübarek etsin.”

Seydayı Taği (k.s.a) dönüyor, Gavs’a teslim oluyor. Öyle bir hal oluyor ki evini terk ediyor, çocuklarını terk ediyor. Aylarca evine gitmiyor. Bir gün öyle olmuş ki Seydanın evinde yiyeceği de kalmamış, evladı (Muhammed Diyauddin h.z.) rahatsızlanmış .Seyda’nın hanımı yoldan geçen birisine “ne olur sen Gavsa giderken Şeyh Abdurrahmanı görürsen söyle acele eve gelsin, evladı çok hastadır”. (Seydaya) çocuğunun rahatsızlığını söylüyorlar, hiç aldırış etmiyor. Birkaç gün sonra tekrar cevap geliyor. Bu sefer Gavs’a söylüyorlar. Seydayı Taği diyor : “Ama diyor içimden gitmek gelmiyor. Gavs (k.s.a) beni çağırdı. Git dediği zaman baktı ki rengim gitti. Nasıl Gavs’tan ayrılacağım bu halimle.” Gavs (k.s.a) nihayet “git, bir gece kal yine gel” diyor. Seyda (k.s.a) dönüyor. Köyüne varmadan bir köye takılıyor. Gavsın sohbeti oluyor, sohbete katılıyor vakit gece oluyor, artık eve gidemiyor. Sabahleyin eve gidiyor, bakıyor ki şeyh Muhammed Diyauddin hasta yatağında. Bir bakıyor haline, diyor bir ekmek verin ben gidiyorum. Ev halkı diyor “sen nereye gidiyorsun, ekmek de yemek de kalmadı . Nasıl gidiyorsun.” “Gavsın emridir bir gece kalıp gel. Malesef o gecem de başka bir köyde geçti. Gavsın emridir. Muhakkak bugün dönmem lazım.” Hanımı “git, bizim ekmeğimiz de yok sana, yemeğimiz de yok” diyor. Seyda gidiyor ekmek sepetine bakıyor. Ailenin iki tane ekmeği kalmış, başka bir şey de kalmamış. Bir tanesini kendi alıyor, diğerini de onlara bırakıyor.Gavs’a gidiyor…

Seyda (k.s.a) hakikaten Gavs’a aşıktı, ehli muhabbetti. Bir gün, çok kar yağıyor, şiddetli tipi oluyor, Gavs (k.s.a) camiye gelemiyor. Seyda, Gavsı göremeyince, hararet basıyor , muhabbet basıyor, yanmaya başlıyor. Tek çare, yatsı namazından sonra Gavsın penceresini uzaktan görmeye gidiyor. O halde bekliyor. Ta ki kar yağıyor üzerine, birisi geliyor diyor artık güneş doğmak üzere, namaz kılmayacak mısın ? Seydayı Taği ayağını kaldırıyor. Ayak parmağının derisi taşa yapışıyor. Ayağının derisi taşta kalıyor. Çünkü taşın üzerinde donmuş. O haldeyken camiye gidiyor…

Bir gün yine Gavs (k.s.a) sofileri toplamış, bahçenin taşlarını topluyorlarmış. Seyda da gelmiş, bakmış ki millet taşları yuvarlıyor. Demiş ki, “Gavs’ın taşı nasıl yuvarlanır . Ben sırtımda taşıyacağım.” Taşları sırtında taşımaya başlamış. Gavs demiş “Molla Abdurrahman sen de taş mı atıyorsun , atma.” O anda da sırtında bir taş varmış. Beklemiş atmamış. Gavs (k.s.a) uzun müddet Seyda’nın tarafına dönmemiş. Seyda da taşın altında titriyor artık. Taş büyük olduğundan tahammülü kalmamış. Ta ki birisi geliyor diyor “ kurban, Seyda daha taşın altındadır” Gavs (k.s.a) “ at Molla Abdurrahman” diyor.

Bir gün Tagi’de Seydayı Tağinin bir köprüsü var .Bir gün ordayken Hazret (k.s.a) su döküyor abdest alırken bakıyor parmağının derisi yok. “Baba” diyor “nolmuş buna” ….. diyor elhamdülillah babanın iki tane şahidi var. Biri parmağım birisi de sırtım. Sırtım da taş aldım, o zaman zedeledi sırtımı, hala da ağrıyor. Bu parmağımın da derisi yerine gelmedi. Her ikisi de babanın şahididir ki baban Gavs’ı sevmiş.”

Hakikaten müridlik de onlara helal olsun. Şeyhlikte onlara helal olsun. Levra, muhabbet lazım. Teslimiyet lazım. Muhabbet olmazsa teslimiyette zor olur. Levra insan, ehli hakikat olduktan sonra, ehli aşk olması için, Seyda gibi olması lazım. İnsanın aşkta , muhabbette yanması lazım. Hiç olmazsa bizim de o kadar sevmemiz lazım ki kıyamet günün de bizim de bazı yerlerimiz bize sevdiğimize dair şahitlik etmesi lazım. Çünkü muhabbetsiz bu yol olmaz. Aşksız bu yol olmaz. İnsan, hakikat ehli gibi olsa, halife de olsa, mürşit te olsa, Allahın muhabbetini nerede gördüyse oraya gider. Muhabbet her şeyi yaptırır. Aşk her şeyi yaptırır. Ama işte o aşkı, o muhabbeti yakalamak lazım. İnsanın o teslimiyeti tam manasıyla yerine getirmesi lazım. Teslimat olmayınca olmaz. Levra teslimiyet Tasavvufta ,Tarikatı Aliye’de çok önemlidir. Ana temellerinden birisidir. İnsan teslim olduktan sonra, muhakkak ki mürşid müridin kalbinde istediği gibi tasarruf eder. Eksiğimiz, noksanımız gerçek bir manayla teslimiyettir. Gerçek, hakiki bir teslimiyet olduğu zaman mürşid tasarruf da eder, mürşid nazar da eder. Müridinin halini kontrol eder. Amma velakin teslimiyet olmayınca mürid perişan oluyor, boşlukta geziyor. Onun için muhakkak teslimiyet olsun ki muhabbeti doğursun. Levra gerçek bir teslimiyet olduğu zaman muhabbet de başlar. Mürşidin muhabbeti de mecazidir. Mecazi olan muhabbet insanı gerçek muhabbet olan Allahın muhabbetine götürür. Allahın aşkına götürür. Allahın azametine götürür. Gerçek o mecazi muhabbeti olmayınca Allahın muhabbetini yakalamak çok zordur. Hakikaten İnsan bu Sadatı Kiramların birbirlerine teslim oluşuna bakıyor ki, gerçek teslim olmuşlar. Gerçekten kendilerini kül etmişler. Kendilerini yok etmişler. Çünkü güller, çimenler, çiçekler kayanın üzerinde yeşirmez. Ancak ve ancak güzel toprağın üzerinde güller ve çiçekler yeşerir. İnsanın da gerçek bir manayla Allah’a karşı, Rasulullah’a karşı, mürşidine karşı tam manayla kül etmediği müddetçe ne çiçeklerin ne güllerin ne de çimenlerin yeşermesi mümkün değildir. Leva kalbimiz taş olduğu müddetçe, nefsimiz taş olduğu müddetçe içinde ne güller ne de çiçekler ne de yeşil çimenler yeşermesi mümkün değildir. Bir an önce insanın Allah’a karşı toprak olması lazım. İnsanın kendini yok etmesi lazım. Hiç olmazsa o güllerden faydalanmak için, o güzel kokulu güllerden faydalanmak için, o güzel yeşilliklere nail olmak için, bir an önce muhakkak ki insanın toprak gibi olması lazım. Onun için iyi bir teslimiyet iyi bir muhabbet yakalaması lazım. Gevşeklikle olmaz. Muhabbetle olacak. Ezkarlarla olacak, nazarla olacak. İnsanın Daimul evkad (her zaman), tefekkür etmesi lazım. Allah’ı düşünmesi lazım. Her an Allahın huzurunda olduğunu düşünmesi lazım. İnsanın kalbini Allahın tecellisine, envarlarına (nurlarına) güzel fuyudatlarına (feyizlerine) vermesi lazım. Yoksa o gerçek muhabbeti yakalamak çok zordur. Kendimizi kandırmamamız lazım. Vaktimizi geçirmememiz lazım. Çünkü vakit çok değerlidir. Kimin için değerlidir ? Allahın yoluna giden insanların, Allahın dostlarının yanında çok kıymetlidir. İstemiyorlar ki bir saniyeleri gafletle geçsin. İstemiyorlar ki bir saniyeleri Allahın zikrinden hali (boş) geçsin. Madem ki biz de Allahın dostlarının elini tutmuşsak, mademki bizler de onların nazarının altına girmişsek bizim için de vakit çok önemlidir. Çok kıymetli olması lazımdır. Saniyemizi, dakikamızı, anımızı, saatimizi, günümüzü, haftamızı, aylarımızı, senemizi çok iyi değerlendirmemiz lazım ki hiç olamazsa bizim de onlar gibi kalbimiz zikirsiz taatsiz ibadetsiz kalmasın. Eğer böyle olmazsa vaktin hiçbir kıymeti yoktur. İnsanın gaflette olduğu zaman saat nasıl geçti, vakit nasıl geçti, gün nasıl geçti, sene nasıl geçti farkına varması mümkün değildir. O yüzden vakit müminler için çok kıymetlidir. Onun için çok iyi değerlendirmesi lazım ki boşa gitmesin. Levra giden bir dakikanın yerine bir dakika gelmiyor. Giden bir saniyenin yerine bir saniye gelmiyor. Onun için fırsatı değerlendirmemiz lazım. Madem Allah bize fırsat vermiş, sıhhat vermiş, akıl vermiş, fikir vermiş her şeyi vermiş vaktimizi boşa harcamamız lazım, değerlendirmemiz lazım. Acaba bir gün Allah (c.c) bugünkü gibi, bu saatteki gibi, bu andaki gibi bir fırsat verir mi ? O da ancak Allah’ın ilmindedir. Kimse bilecek değil. Madem ki bilmediğimiz için vaktimizi boşa harcamamamız lazım. Boş zamanla boş şeylerle geçirmemek lazım. Allah’ın emrine girmek lazım. Rasulullah’ın sünnetini ihya etmek lazım. Sadatı Kiramın bize verdiği adapları, edepleri, evradları, ezkarları yapmak lazım. Onun için, Allah’ın muhabbetini yakalamak için, bir an önce çalışmak lazım…..





Alıntı
#2
Teşekkür ederim Baba paylaştığın için ellerine sağlık.




Alıntı


Foruma Git:


Bu konuyu görüntüleyen kullanıcı(lar): 1 Ziyaretçi